TR EN

Blog

CDR Brief Sayı 8: Küresel Çerçevelerden Bölgesel Eyleme Uzanan Yol

Bakü’de kurulan çerçevelerden Belém’deki seferberliğe, 2026 düzenleyici dönüşümünden COP31’de Türkiye’yi bekleyen bölgesel uygulama rolüne.

9 dk okuma
  • POLİTİKA
  • COP31
Yol, COP29, COP30 ve COP31 istasyonlarından geçen bir eğri olarak çiziliyor; yol boyunca CO2 biyoçara ve mineral yığınlarına dönüşüyor, son durağı bir kemer işaretliyor.

Küresel iklim eyleminin zaman çizelgesi on yıllardan tek yıllara doğru daralıyor. Antalya’da gerçekleşecek olan COP31’e doğru ilerlerken, karbon giderimi ekosisteminin son iki COP döngüsünde nasıl olgunlaştığını anlamak stratejik bir zorunluluk. Bakü’den Belém’e ve Antalya’ya uzanan yolculuk, dünyanın dayanıklı karbon giderimine* bakış açısını temelden değiştirerek tartışmayı karbon dioksit giderimine “ihtiyacımız var mı” sorusundan bunu “ne kadar hızlı” hayata geçirebileceğimize taşıdı.

Küresel iklim düzenlemeleri her zamankinden daha hızlı ilerliyor. 2026’nın ilk yarısı itibariyle, karbon gideriminin (CDR) temel dayanakları genel yönergelerden çıkıp aktif uyum çerçevelerine dönüştü. Antalya’daki COP31 öncesinde, bu yeni düzenleyici bağlamı kavramak bölgesel sanayi için stratejik bir gerekliliktir.

İşe Bakü’deki COP29’da ortaya konan temel gözlemlerle başlayalım.

Bakü’de COP29: Küresel Çerçeveler

COP29’da karbon giderimi öncülerinin ana odak noktası; dayanıklı karbon gideriminin daha geniş iklim çerçevesine entegrasyonunu değerlendirmek, girişim dinamiklerini haritalandırmak ve politik çerçevelerin bilimsel parametrelerle uyumunu analiz etmekti. Küresel topluluk; IETA, CRIN ve Ocean pavyonlarının yanı sıra İsveç, Canada ve Danimarka gibi ülke platformları dahil olmak üzere çeşitli alanlarda oturumlara ev sahipliği yaptı. Bu paydaşları bir araya getiren temel mesaj, net-sıfır hedeflerine ulaşmak için hem emisyon azaltımlarının hem de karbon gideriminin zorunlu olduğu ve dayanıklı karbon gideriminin isteğe bağlı veya ikincil bir önlem değil, iklim mücadelesinin temel bir sütunu olduğuydu.

Bakü’de bu küresel temeli oluşturan iki ana yapısal gelişme ve tartışma öne çıktı:

6.4 Maddedeki İlerlemeler: Müzakerelerde yıllar süren gecikmelerin ardından ülkeler, küresel karbon piyasasının operasyonel kurallarını belirledi. Karbon giderimi sektörü için bu mekanizma, giderim kredilerinin sertifikalandırılması ve ticareti için resmi bir BM sistemi kuruyor; bu sistemin kurumsal düzenleyici olarak güven sağlaması ve ev sahibi ülkelerin karbon giderimi projelerinden standartlaştırılmış gelir akışları yaratmasına olanak tanıması amaçlanıyor. 2026 yılında, BM Denetim Kurulu dayanıklı giderim projelerini piyasaya sunmak için gereken temel metodolojileri ve kayıt süreçlerini tamamlarken, bu çerçeve aktif olarak faaliyete geçiyor. “Çifte Sahiplenme” (Double Claiming) Tartışması: Oturumlarda, sermaye yoğun ve erken aşamadaki teknolojilerin ekonomisi masaya yatırıldı. Dayanıklı karbon giderimi yöntemleri yüksek maliyetli olmaya devam ettiğinden, hem ev sahibi ülkenin hem de kurumsal alıcının yüksek dayanıklılığa sahip bir giderimi kendi hedeflerine saymasına izin verilmesinin, 2030’dan önce maliyet eğrisini aşağı çekmek için hayati bir yatırım teşviki rolü oynayabileceği argümanı sunuldu. Yakın tarihli bir CDR Brief makalesinde incelediğimiz gibi, bu tartışma karbon muhasebesinde iç içe geçmiş (nested) yaklaşımın geliştirilmesini desteklemekte ve bölgesel programların, özel gönüllü yatırımlar için acil Karşılık Gelen Düzeltmeler (Corresponding Adjustments) gerektirmeden ikili teşvik yapıları aracılığıyla nasıl ölçeklenebileceğini göstermektedir.

Bakü ayrıca, Wuppertal Enstitüsü’nün “Katkı Beyanı Modeli” (Contribution Claim Model) gibi geleneksel mahsuplaştırmaya/dengelemeye (offsetting) alternatif yaklaşımları da öne çıkardı. Bu çerçeve kapsamında şirketler, kendi karbon ayak izlerini dengelemek amacıyla bir kredi satın almak yerine, küresel iklim hedeflerini desteklemek için doğrudan mali katkıda bulunarak şeffaflığı artırıyor ve standart kalite endişelerini hafifletiyor. Bu ve benzeri modeller, karbon giderimini uzak bir nihai hedef olmaktan çıkarıp devam eden bir kurumsal sorumluluğa dönüştürmeye başladı.

Belém’de COP30: Kolektif Seferberliğin Gücü

Bakü’deki tartışmalar öncelikle temel politika çerçevelerine odaklanırken, 2025’in sonlarında Belém’de gerçekleşen müteakip COP30 zirvesi, pratik seferberliğe doğru belirgin bir genişlemeye işaret etti. CDR alanında küresel diyalog, Negative Emissions Platform (NEP) tarafından organize edilen ve ev sahipliği yapılan ilk Karbon Giderimi Pavilyonu’nun (CDR30 Pavilyonu) açılmasıyla fiziksel bir alana taşındı.

Pavilyon, programını Brezilya dönem başkanlığının odak noktası olan Mutirão (kolektif topluluk çabası / imece) ile uyumlu hale getirdi; bu kavram aynı zamanda müzakere edilen temel BM metni olan Mutirão Kararı’nın da yapısal temelini oluşturdu. Bu çerçeve altında karbon giderimi ekosistemi, kamu politikasını doğrudan endüstriyel taleple ilişkilendirmek amacıyla resmi BM Küresel İklim Eylemi Gündemi kapsamında CDR Mutirão hareketini başlattı.

2026 yılının ortasında bu kolektif çaba CDR2030 platformuna dönüştü. Doğrudan içinde bulunduğumuz on yıla odaklanan bu girişim, mevcut tarihsel temellerden yola çıkarak karbon gideriminin yaygınlaşmasını hızlandırmak için 2030 yılına yönelik net dönüm noktası hedefleri belirliyor:

2025 yılında teslim edilen ve küresel çapta 2 milyon tonun altında olan mevcut baz miktardan (State of Carbon Removal raporunda belgelendiği üzere) yukarıya doğru ölçeklenerek, 2030 yılına kadar yılda 100 Milyon Ton yeni dayanıklı karbon giderimi kapasitesine ulaşmak. 2025 yılındaki yaklaşık 2.0 milyar tonluk (Gigaton/ Gt) küresel baz miktardan inşa edilerek, 2030 yılına kadar küresel ölçekte yılda 3 Gt doğa tabanlı çözümü harekete geçirmek.

Belém’deki CDR30 pavyonunda gerçekleştirilen 36 yüz yüze oturum, basit teknik yöntemlerin ötesinde birkaç farklı strateji ve politika temasını ileriye taşıdı:

Kamu Politikası Koordinasyonu: COP28’de Danimarka, Finlandiya ve Panama tarafından hayata geçirilen Negatif Emisyon Üreticileri Grubu (GONE), ulusal ve alt-ulusal uyum için merkezi bir odak noktası olarak önemli bir ivme kazandı. Negatif emisyonlar konusunda koordinasyon sağlayan grup; büyüyen üyelikleri, daha güçlü bir sekretaryaya geçişi ve kamu aktörlerini endüstriye bağlamadaki netleşen rolü ile dikkat çekti. Piyasa Altyapısı ve Yasal Standartlaştırma: Geniş kapsamlı politika diyalogları, kurumsal alıcılar için işlemsel ve yasal sürtünmeyi azaltmak amacıyla açık kaynaklı, standartlaştırılmış karbon giderim satın alma anlaşmalarının oluşturulmasına odaklandı; bu doğrultuda Açık Standart Karbon Giderim Anlaşması (OSCAR), COP30 sırasında CDR30 platformunda çevrim içi olarak paylaşıldı. Birlikte Çalışabilir Piyasa Standartları: Ortak paneller, hem uyum sistemlerinde hem de gönüllü çerçevelerde çevresel ve sosyal bütünlüğü güvence altına almak için karbon piyasaları ile küresel yüksek bütünlüklü (high-integrity) standartlar arasındaki uyumu inceledi.

Biyoçar, hızlandırılmış kayaç ayrışması, BECCS ve DAC hakkındaki teknik paneller gerçekleştirilirken, bir sonraki zirvede pavilyonda deniz ve okyanus tabanlı karbon giderimine önemli ölçüde yer verilmesi yönünde stratejik bir fikir birliğiyle sona erdi.

2026 Düzenleyici Ortamın Dönüşümü

Belém’deki hareketliliğin ardından 2026’nının ilk yarısında bağımsız düzenleyici kurumlar resmi uyum çerçevelerinde gelişmeler yer aldı:

AB CRCF Çerçevesi (Haziran 2026): Avrupa Komisyonu, Karbon Giderimi ve Karbon Çiftçiliği Sertifikasyon Çerçevesi (CRCF) kapsamındaki sertifikasyon metodolojilerini resmi olarak kabul ederek; Biyoçar ile Karbon Giderimi (BCR) ve Karbon Depolamalı Doğrudan Havadan Yakalama (DACCS) gibi dayanıklı yöntemler için yasal dayanağı olan ilk standartları belirledi. SBTi Net-Sıfır Standardı V2.0 (11 Haziran 2026): SBTi, “Sürekli Emisyon Sorumluluğu” (Ongoing Emissions Responsibility) çerçevesini resmileştirerek güncellenmiş kurumsal standardını duyurdu. Bu adım, kurumsal kuralları üç aşamalı bir sistem kurarak güncelliyor: mevcut emisyon azaltımı için gönüllü tanınma kademeleri, büyük şirketlerin 2035’ten itibaren bakiye ayak izlerini yönetmek üzere dayanıklı giderimleri finanse etmesi ve sözleşmeye bağlamasına yönelik kademeli bir zorunluluk ve nihai net-sıfır hedef yılında, kabul edilen dayanıklı CDR metodolojileri aracılığıyla tüm bakiye ayak izlerinin %100 nötrlenmesi.

Bu değişen dinamikler, COP31’de yaklaşan müzakerelerin beklentilerini ve atmosferini doğrudan şekillendiriyor.

Türkiye’de COP31: Bölgesel Uygulama ve Liderlik Rolü

Bu evrimsel yolculuk odağı doğrudan bölgesel uygulamaya getiriyor. AB CRCF gibi uluslararası uyum standartlarının aktif hale gelmesi ve CDR2030 platformunun net takvimler belirlemesiyle birlikte, dayanıklı karbon gideriminin ticari boyutu kökten değişti. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM / CBAM) mali baskılarıyla karşı karşıya kalan endüstriyel ihracatçılar için yeni nesil CDR yöntemleri, azaltılması zor bakiye proses emisyonlarını yönetmek ve sınır ötesi rekabet gücünü korumak için pratik bir yol sunuyor.

Türkiye; Akdeniz, Orta Doğu ve Orta Asya genelinde daha geniş bir CDR liderliği konumu üstlenmek ve bölgesel yayılımda kritik bir rol oynamak için elverişli bir konumda bulunuyor. Ülke, sınır ötesi kalıcı karbon giderimi için endüstriyel, finansal ve lojistik bir koridor görevi görerek küresel uyum çerçevelerini bu kesişen makro bölgelerin endüstriyel varlık tabanlarıyla doğrudan ilişkilendirebilir.

Stratejik avantajlarımız üç somut yayılım sektöründe kendini gösterebilir:

Çimento ve Ağır Sanayi Sektörü: Çimento ve çelik üretiminde küresel bir lider olan Türkiye, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde büyük endüstriyel kümelenmelere sahiptir. Noktasal kaynaklı biyojenik yakalama, biyoçar kullanımı, karbonatlaştırma veya yapı malzemelerine mineralizasyon gibi dayanıklı CDR yöntemlerinin entegre edilmesi; geleneksel verimlilik önlemlerinin ortadan kaldıramadığı kaçınılmaz proses emisyonlarına doğrudan çözüm sunar. Bu durum, benzer dönüşüm baskılarıyla karşı karşıya olan Orta Doğu ve Orta Asya’daki ağır sanayiler için tekrarlanabilir bir model teşkil etmektedir. Biyoçar İçin Tarımsal Hammaddeler: Anadolu genelindeki güçlü tarım sektörü, tutarlı ve yerelleştirilmiş organik atık akışları sağlamaktadır. Bu hammaddeler, COP30 CDR oturumlarında ilgi gören dayanıklı biyoçar giderimini ölçeklendirebilir; böylece bölgeyi, biyokütle atıklarının son derece dayanıklı depolama formatlarına dönüştürülmesinde birincil bir optimizasyon merkezi haline getirebilir. Jeolojik Potansiyeller: Belirli bölgesel jeolojik avantajlar, hem açık yüzey hem de yer altı kalıcı karbon depolama için fırsatlar sunmaktadır. Batı Anadolu’daki gelişmiş jeotermal ağlar, Elidemir ve Güleç (2018) tarafından yer altı stabilizasyon mekanizmaları açısından değerlendirilen sahalar ve Mainar-Toledo ve ark. (2023) tarafından Kızıldere jeotermal güç altyapısında optimize edilen aktif endüstriyel ölçekli yoğuşmayan gaz geri enjeksiyon programları gibi sıvı çözünürlük yakalama ve derin depolama için hazır konfigürasyonlar sunar. Ayrıca bölge, farklı CDR teknolojilerinde depolama alanı için gereken devasa mafik ve ultramafik kayaç oluşumlarını barındırmaktadır. Karacadağ platosunun geniş volkanik bazalt alanları (Lustrino ve ark. (2010) tarafından belgelendiği üzere Akdeniz havzasındaki en büyük Cenozoik kalkan yanardağı), toprağa uygulanan yüksek konsantrasyondaki hızlı ayrışan kalsiyum ve magnezyum silikatları sayesinde Hızlandırılmış Kayaç Ayrışması (ERW) operasyonları için ideal, mineral bakımından zengin bir hammadde kaynağı sağlamaktadır. Diğer taraftan, Antalya yakınlarındaki Neo-Tethys mantosuna ait ofiyolit kuşakları; magnezyum açısından zengin alterasyon mineralojileri yönünden yapısal olarak Yalçın ve ark. (2015) tarafından incelene ve kalıcı yerinde (in-situ) mineral karbonasyonu için kimyasal açıdan elverişli, yüksek reaktiflikte peridotit ve serpantin yapılar sunmaktadır. Bu doğal karbon yakalama yöntemi, hemen yanındaki Yanartaş (Chimaera) sızıntısında açıkça kanıtlanmaktadır; Hoşgörmez (2007) tarafından yapılan mineralojik analizler, bu ofiyolit çatlakları içindeki gaz-akışkan reaksiyonlarının aktif olarak doğal karbonat mineralleri oluşturduğunu doğrulamış ve ana kayanın, akışkanları doğrudan katı yer altı karbonat kayaç matrislerine kilitleme konusundaki doğal kapasitesini kanıtlamıştır.

Antalya’daki COP31’in Karbon Giderimi Pavilyonu’na ev sahipliği yapması, uluslararası yaygınlaşma ve ölçeklenmeyi koordine etmek adına pratik bir endüstriyel fırsattır. Son araştırmalar atmosferdeki aşırı CO2 miktarını açıkça ortaya koyuyor: Science dergisinde yayımlanan 2023 tarihli kapsamlı bir çalışma (Toward a Cenozoic history of atmospheric CO2), mevcut CO2 konsantrasyonlarının şu anda dünyada 14 milyon yıldır görülmemiş seviyelerde olduğunu gösteriyor. Derin emisyon azaltımları zorunludur, ancak artık tek başlarına yeterli değildir. Antalya yolculuğu, küresel teknolojik yenilikleri bölgemizin endüstriyel ekosistemleriyle buluşturmak ve bilimsel zorunluluğu yerel bir gerçekliğe dönüştürmek için gereken platformu sunmaktadır.

  • Bu özette karbon gideriminden (CDR) bahsettiğimizde, odağımız dayanıklı ve yeni yöntemlerdir; geleneksel doğa tabanlı yutaklar yerine biyoçar, hızlandırılmış kayaç ayrışması, doğrudan havadan yakalama ve jeolojik mineralizasyon gibi yüksek dayanıklılığa sahip çözümler kastedilmektedir.