CDR Brief Sayı 12: Türkiye Karbonu İçin Bedel Ödemek Üzere; Karbon Gideriminden Gelir de Elde Etmeli
TR ETS ve AB SKDM karbona fiyat koyuyor. Jeoloji, tarım arazisi ve sanayi bu faturayı dayanıklı karbon giderimi için bir pazara dönüştürebilir.
Karbon fiyatlandırması kapıda. Doğru yönetilirse, sadece bir maliyet kalemi değil, yepyeni bir sektörün de tohumlarını atabilir.
Türkiye ekonomisi için karbon salımı artık bedelsiz olmaktan çıkıyor. Aynı anda iki farklı fiyatlandırma mekanizması devreye giriyor. Yurtiçinde, yeni Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS), karbon yoğun sektörlerdeki (elektrik üretimi, çelik, çimento, alüminyum ve gübre) yaklaşık 400 büyük sanayi tesisinin (Kategori B ve C) emisyonlarını fiyatlandırmaya başlıyor. Sınırda ise Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik temel sanayi ihracatındaki gömülü karbonu fiyatlandırmaya hazırlanıyor. Avrupa, Türkiye’nin toplam ihracatının neredeyse yarısını satın alırken; SKDM, öncelikle çelik, alüminyum ve çimento gibi karbon yoğunluğu en yüksek sektörleri hedef alıyor. Bu, uzak bir geleceğin tartışması değil; kapıda bekleyen somut bir fatura.
Doğal refleks bu faturayı bir yük olarak görmek olacaktır. Ancak bu bir hata olur. Türkiye, üzerindeki bu baskıyı sadece karbon salımını azaltmakla kalmayıp, karbonu giderdiği için gelir elde eden bir sanayiye dönüştürebilecek az sayıdaki ekonomiden biridir.
Türkiye sanayileşme sürecini geç tamamladı. Küresel kümülatif emisyonlardaki payı %1’in altındadır ve kişi başı emisyonları Avrupa seviyesine ancak son dönemde ulaşmıştır. Buna rağmen ayaklarının altında ve tarım arazilerinde, ürettiğinden çok daha fazla karbonu depolama ve giderme potansiyeli yatmaktadır. Fırsat tam da bu makasta saklıdır: Küçük bir tarihsel karbon ayak izi, devasa bir karbon dioksit giderim potansiyeli.
İşin büyük kısmını jeolojik yapı üstleniyor. Türkiye’nin olivin bakımından zengin kayaçları, ister yer altına enjekte edilsin ister çelik cürufu gibi sanayi atıklarıyla reaksiyona sokulsun, CO2’yi kalıcı olarak taşa dönüştürebilme özelliğine sahiptir. Bu kayaçlar ufalanarak toz formda tarım arazilerine serpildiğinde, toprağı iyileştirirken karbon dioksit giderimi sağlar; kaldı ki ülkenin 24 milyon hektar işlenen tarım alanı bulunmaktadır. Tarım ve orman atıkları biyoçar ve biyoenerji üretimini besleyebilir. Büyüyen temiz enerji kapasitesi ise bir gün doğrudan hava yakalama (DAC) sistemlerini çalıştırabilir. Kalıcı depolama tarafında ilk tahminler, tükenmiş petrol sahalarında 210 milyon tonluk bir kapasiteye işaret ederken; Trakya ile Anadolu’daki derin tuzlu su katmanlarında ve Karadeniz’in kendine özgü koşullarında kayda değer bir depolama potansiyeline işaret etmektedir.
Gelelim pazar boyutuna. Can yakan karbon fiyatı, aynı zamanda gelir getiren bir sinyaldir. İyi tasarlanmış bir Türkiye ETS’si, sadece emisyonları cezalandırmakla kalmayıp doğrulanmış karbon dioksit giderimlerini de ödüllendirebilir. Bu da uyum maliyetini, yerli bir hizmet alanına yönelik talebe dönüştürür. Sınırların ötesinde de yeni kanallar açılıyor. Paris Anlaşması’nın 6. Maddesi kapsamında ülkeler karbon giderimlerini doğrudan takas edebiliyor. Ayrıca AB, 2036’dan itibaren 2040 iklim hedefinin %5’e kadar olan kısmını yüksek nitelikli uluslararası dayanıklı karbon giderimi kredileriyle karşılamayı planlıyor. Bu, Türkiye’nin yanı başında şekillenen bir karbon giderimi ihracat pazarının oluştuğu anlamına geliyor.
Avrupa bu noktada, aynı hataları tekrarlamadan ders çıkarılabilecek harika bir örnek sunuyor. AB, karbon piyasasını önce kurup karbon dioksit giderimini sisteme sonradan ve yavaşça ekledi; başka bir amaç için tasarlanmış bir sisteme kuralları sonradan uyarlamaya çalıştı. Türkiye ise sürece sıfırdan başlıyor. Karbon dioksit giderimini (muhasebeleştirme, belgelendirme ve doğrulama süreçleriyle birlikte) en başından piyasa tasarımına entegre edebilir. Bu hamle, Avrupa’nın 10 yılda katettiği mesafeyi bir adımda aşmasını sağlar. Bir işi ilk seferde doğru yapmak, iki kez yapmaktan çok daha ucuzdur.
Kazanç, temiz havadan çok daha fazlası. Ağır sanayi Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biridir ve ülkeyi çimento, çelik ve kimya alanında küresel ölçekte büyük bir üretici yapmaktadır. Karbon emisyonlarını azaltması en zor olan bu sektörler süreç emisyonları nedeniyle yalnızca temiz elektrikle emisyonlarını tamamen sıfırlayamayacağından, net sıfır hedefine giden son aşamadaki açığı kapatmak için dayanıklı karbon dioksit giderimi (CDR) hayati olacaktır. Ayrıca Türkiye’nin sanayi kapasitesi, örneğin çelik cürufu gibi sanayi atıklarını kalıcı mineral karbonlaştırma için kullanarak bu çözümü bizzat besleyebilir. Karbon dioksit giderimi (CDR) teknolojilerini, izleme sistemlerini ve depolama altyapısını yurt içinde geliştirmek, yepyeni bir temiz teknoloji sektörü yaratır. Bu sektör nitelikli istihdam, yerli inovasyon ve küresel çapta oluşan pazarda güçlü bir konum sağlar. Türkiye, bu karbon giderim teknolojilerini ve uzmanlığını ithal etmek yerine ihraç edebilir.
Coğrafya da bu durumu pekiştiriyor. Türkiye; Avrupa, Körfez ve Orta Asya’nın tam ortasında yer alıyor. Komşuları aynı sorunu paylaşıyor ancak çözmek için daha az alana sahipler: Avrupa sınırlarının ötesinde depolamaya ihtiyaç duyuyor, Körfez yakalama merkezleri inşa ediyor, Kafkasya ve Orta Asya ise karbon yoğun bir sanayiye sahip olmasına rağmen CO2’lerini depolamak için gerekli altyapı, düzenleyici çerçeveler ve ulaşım ağlarından yoksunlar. Karbonun ihtiyaç duyduğu boru hatlarını, limanları ve depolama alanlarını kim inşa ederse, karbonun bölgedeki akışını da o yönlendirecektir. COP31’e ev sahipliği yapan Türkiye, bu diyaloğu başlatacak ve güvenilir bir pazarın ihtiyaç duyduğu standartların belirlenmesine liderlik edecek platforma sahiptir.
Bunların hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Sıradaki adımlar hükümete, en başta da karbon piyasasının kurallarını belirleyen ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı başkanlığındaki Karbon Piyasası Kurulu’na düşüyor. Kurul; ülkenin depolama ve karbondioksit giderim potansiyelini haritalandırmalı, finansman ve vergi teşvikleriyle ilk projelerin riskini azaltmalı ve yatırımcıların güvenebileceği bir talep yaratmak adına giderimleri tanımalıdır. Türkiye, atıklara kaynak gözüyle bakmayı uzun zamandır ilke edinmiştir; Sıfır Atık ilkesi ulusal bir politikadır. Karbon ise en nihayetinde en büyük atık akışını oluşturmaktadır.
Döngüyü tamamlamak bizim elimizde. İlk karbon ödemeleri 2027’den itibaren başlıyor. Türkiye ekonomisi karbon salımı için bedel ödeyecek; doğru adımlarla, karbonu giderdiği için gelir de elde edebilir.
Bu yazı, yazarların “Döngüyü Tamamlamak” (Closing the Loop) başlıklı politika notundan faydalanılarak hazırlanmıştır. Yazarların görüşleri kendilerine aittir.